GÖNÜLLER
SULTANI, CELVETÎ PİRİ
Aziz Mahmud-ı Hüdâî (Üsküdârî)
Kaddesallahu Sırrahulaziz
Cihan Pâdişâhlarına Yön
Veren Eşsiz Bir Mâneviyat Sultanı
|
aziz mahmut hüdayinin mürşidi HAYATI Üftâde, düşmüş, aşık, mazlum, uysal, alçak gönüllü. Âriflerin Sultanı, aşıkların burhanı, Bursa’nın kutbu, Cenâb-ı Pir Üftâde Hazretleri… Onu yãd edenler hep böyle yãd etmişlerdir. Onun hakkında sarf edilen bu sözler; birer mehdiye olmaktan ziyãde, ãlim, şãir ve veli kişiliği hakkında bizlere ip ucu veren ifadelerdir. Şiirleri, İlãhileri, menkıbe ve kerametleri ile aramızda yaşayan Üftâde Hazretleri, asıl olarak tarih sahnesine iki büyük eseri ile çıkmıştır. Biri Celvetiye Tarikatı, diğeri de Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri, Hz. Üftâde, bu iki eseriyle din, zihniyet, san’at, fikriyat ve ruh dünyamızda asırlar boyunca iz bırakmıştır. Şimdi onu biraz daha yakından tanıyalım. Manyaslı bir baba ile Bursa’nın Hamamlıkızık Köyü’nden bir annenin evladı olan Mehmet Muhyiddin Üftâde Hazretleri 1490 yılında Bursa’da İnebey Çarşısı’nın üzerinde Araplar Mahallesinde dünyaya geldi. Rivayete göre Üftâde Hazretleri dünyaya geldiği zaman annesi rüyasında oğlunu süt deryasına dalıp çıkarken görmüş ve rüyayı telaşla Üftâde’nin babasına anlatmış o da “İnşallah oğlumuzun ilim erbabı kâmil bir veli olacağına işarettir” demiş Gençlik yıllarında Ulucami ve Doğanbey Mescidi’nde fahri müezzinlik yapan Mehmet Muhyiddin’in güzel bir sesi vardı. Halk onu dinleyebilmek için ezandan önce caminin etrafında erkenden toplanırdı. Bir gün yaptığı bu hizmete karşılık caminin mütevellisi, kendisine birkaç akçelik maaş tayin etti. O gece rüyasında “mertebeden düştün Üftâde oldun” ikazına maruz kalan Mehmet Muhyiddin, derhal maaşı terk ederek kendisine “Üftâde” lakabını taktı. Daha sonraları da bazı şiirlerinde kullandığı “Muhyiddin” mahlasını bırakıp Üftâde mahlasını kullanmaya başladı. Bugün Divân adlı eserinde bu mahlasla kaleme alınmıştır Yine düş oldu gönül yârin camâl-i şem’ine Hz. Üftâde uzun ve bereketli bir ömür sürdükten sonra 93 yaşları civarında 26 Temmuz 1580 yılında Hakk’a yürümüştür. Vasiyeti üzerine Zakir Başı Emir Efendi tarafından yıkanarak Hisar’daki camisinin yanında bulunan türbeye defnolmuştur. İsmail Hakkı Bursevi, keşfine dayanarak Hz. Üftâde’nin uzun boylu, uzun sakallı, sarıya meyilli renkte bir zat olduğunu haber vermektedir. Allah Rahmet Eylesin... CELVET Müezzinlik, imamlık ve irşat
hizmetlerinin bir sonucu olarak hayatı boyunca cemaatle iç içe yaşayan Üftâde,
celvet prensibi kurmuş olduğu tarikata ad olarak koymadan önce, bizzat
yaşamıştır. Zira celvet, hayatta ve hadiselere iştiraktır. İnsanlardan kaçıp
uzlate çekilmek yerine; halk içerisinde Hakk ile beraber olmaktır. İnsanın
tenhada Hakk ile yalnız kalması ise halvettin Hz. Peygamberimiz nübüvvetten
önce Hira Dağı’nda insanlardan uzaklaşarak halvet etmiş, daha sonra
peygamberlikle vazifelendirilince nübüvvet makamında celveti tercih ederek
halkın arasına karışmıştır. Bu yüzden celvet en son tasavvufi mertebedir.
Celvet bekâ makamının bir ifadesidir ve aynı zamanda “cem’al cem” makamıdır.
TESİRLİ DUASI Hz. Üftâde bir gün oğlu Mustafa Efendi ve müridi Kemâl Dede ile birlikte İstanbul’a giderek bir müezzinin evine misafir olurlar. Müezzin Efendi, içeride hasta yatan bir kızı olmasına rağmen bundan hiç bahsetmeyip aşk ve şevkle hizmet ediyordu. Bu üç Allah dostu oturup sohbet ederken içeriden ansızın bir kadın feryadı duyulur. Kemâl Dede bu acı feryat üzerine dışarı çıkıp ne oldu diye sordu. Ev sahibi göz yaşlarını tutamayarak, kızının öldüğünü annesinin ona ağladığını söyledi. Kemâl Dede durumu Üftâde’ye anlatınca Hz. Üftâde: -“Emir Allah’ın” diye cevap verdi. Kemâl Dede: -Sultanım ev sahibi şimdi bizim için “Ne uğursuz adamlarmış, evime geldiler kızım vefat eyledi” diyecek. Ne olur dua buyurunda Cenab-ı Mevlâ bu kıza yeniden hayat bahseylesin diye yalvardı. Bunun üzerine Üftâde Hazretleri bir müddet murakabeye daldıktan sonra buyurdu ki: -“Kemâl Dede kızın ruhu üçüncü kat semaya çıkmış” Kemâl Dede tekrar rica edince, daha fazla dayanamayan Hz. Üftâde ellerini dergâhı nezd-i Ahadiyet’e açarak yalvarmaya başladı. O daha ellerini indirmemişti ki kızın gözleri açıldı ve Allah’ın izniyle canlanarak yeni bir hayata kavuştu. Bir anda göz yaşları sevinç çığlıklarına dönen anne-baba, hazretin hâk-i pâyine yüz sürerek; -“Cenab-ı Mevlâ’nın kızımızı geri döndürmesi sizin evimize teşrif etmeniz ve duanızın bereketiyle olmuştur” diye sevinçlerini izhar ederken Hz. Üftâde Kemâl Dede’ye: -Kemâl Dede! Duyulduk hemen gidelim buradan diyerek yola çıktılar ŞİİRİ DOST CEMALİ Yürür iken sağ’ı sâlim Çalış beş vakit namâzına Gözet yılda orucunu Var ise kudretin hacc et Medine şehrini özle Gözet Üftâde yolunu |
DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ
UFTADE DERGAHINDAN RESİMLER İÇİN TIKLAYINIZ